Geçtiğimiz günlerde İstanbul Marmaray’da yaşanan ve iki çocuğun babalarının gözleri önünde şiddete tanıklık ettiği olay, sadece fiziksel bir darp vakası olmanın ötesinde, toplumsal değerlerimizi ve aile olgusunu yeniden düşünmemize vesile oldu. Bu tür olaylar, bireysel öfke patlamalarının topluma yansımasını ve çocukların bu olumsuz tablolara maruz kalmasının ne denli büyük sonuçlara yol açabileceğini açıkça göstermektedir.
Her bireyin içinde bulunduğu topluma ve yaşadığı çevreye karşı sorumlulukları vardır. Ancak, en temel sorumluluklarımızdan biri çocuklara örnek olmaktır. Çocuklar, gördükleri her olayı birer yapı taşı gibi alır ve hayatlarına eklerler. Bir baba ya da annenin çocuklarının gözü önünde darp edilmesi, bu yapı taşlarının derin çatlaklarla şekillenmesine neden olur.
Eskiden bu tür durumlara toplumda daha fazla hassasiyet gösterilirdi. Büyüklere, özellikle de çocukların yanındaki ebeveynlere yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir ayıp değil, toplumsal bir utanç kaynağı olarak görülürdü. Komşular araya girer, mahalle kültürü devreye girer ve sorunlar çoğunlukla daha insani yöntemlerle çözülürdü. Ancak günümüzde, bireysel öfkenin, anlık kararların ve toplumsal baskının birleşimiyle, böylesi insani refleksler yerini daha sert ve kontrolsüz davranışlara bırakmış durumda.
