FIFA’nın İsrail’e Verdiği 190 Bin Dolarlık Ceza Üzerine

Geçtiğimiz günlerde FIFA, İsrail Futbol Federasyonu’nu (IFA) ayrımcılık, ırkçı taciz ve fair-play ilkelerinin ihlali gerekçesiyle para cezasına çarptırdı. Söz konusu ceza, 150 bin İsviçre frangı, yani yaklaşık 190 bin dolar olarak belirlendi ve özellikle Beitar Jerusalem taraftarlarının ırkçı tutumu gerekçe gösterildi. Karar açıklandığında dünya kamuoyunun önemli bir kesimi bu rakamı alkışlamak bir yana, derin bir hayal kırıklığıyla karşıladı. Haklı olarak. Çünkü söz konusu olan yalnızca tribündeki ırkçı tezahürat değil; binlerce insanın hayatını kaybettiği, onlarca futbolcunun ve çocuğun öldürüldüğü, Gazze’deki tüm spor altyapısının yerle bir edildiği bir süreçtir.

FIFA, Filistin’in şikayetçi olduğu “yerleşim birimi kulüplerinin” meselesine ilişkin soruşturmada futbolun jeopolitik çatışmaları çözme merci olmadığını öne sürerek doğrudan bir yaptırım uygulamanın kendi tüzüğüne aykırı olacağını savundu. Bu argüman, tarihsel bağlamdan kopuk okunduğunda belki kabul edilebilir görünür. Ancak FIFA’nın kendi tarihine bakıldığında bu gerekçenin ne kadar seçici biçimde kullanıldığı açıkça ortaya çıkar.
Filistin Futbol Federasyonu’nun FIFA’ya gönderdiği mektupta, 7 Ekim 2023’ten bu yana 416 futbolcu ve futbol yetkilisinin öldürüldüğü, bunların dörtte birinin çocuk olduğu vurgulandı. Gazze’deki spor altyapısının sistematik olarak ortadan kaldırıldığı ve İsrailli futbolcular ile kulüplerin sosyal medyada soykırımı teşvik eden paylaşımlar yaptığı da mektuba dahil edildi. Bu ölçekteki bir insanlık trajedisinin karşısında “siyasetten bağımsız bir futbol federasyonu” söylemi artık tutarlılığını yitirmektedir.

FIFA’nın “tarafsızlık” söylemi, kurumun kendi tarihiyle çelişir. Uluslararası futbol tarihinde pek çok ülke, siyasi gerekçelerle turnuvalardan men edilmiştir; bu kararların birçoğu da o ülkelerin sahada değil, siyasi arenada yaptıklarına dayanmaktadır.
Güney Afrika (1961–1992): Güney Afrika, ayrımcılıkla mücadele ilkesini ihlal ettiğinden, yani apartheid rejimini uyguladığından FIFA tarafından turnuvadan men edildi ve bu yasak 1992’ye kadar sürdü. Yaklaşık otuz yıl boyunca sahadan uzak tutulan Güney Afrika, uluslararası spor tarihinin en uzun ve en sembolik yasaklarından birine maruz kaldı. Bunu mümkün kılan şey, spor kurumlarının ahlaki bir tutum alabildiğini görmesiydi. Apartheid sonunda sadece diplomatik baskıyla değil, spor alanındaki tecrite de önemli ölçüde bağlı biçimde çöktü.
Yugoslavya (1992): Milosevic hükümetinin Saraybosna’yı bombalamasının ardından UEFA, Yugoslavya’yı 1992’de İsviçre’de düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası’ndan men etti. Yugoslavya’nın grubunda ikinci sırada yer alan Danimarka şampiyonaya doğrudan katılmaya hak kazandı; üstelik Danimarka o turnuvayı da kazandı. Bir başka deyişle FIFA ve UEFA, bir ülkenin kendi coğrafyasında sivilleri bombalamasına karşılık somut bir tutum almayı o dönemde yeterince mümkün görmüştü. Bu men kararı BM’deki oy çoğunluğuyla alınmış ve karar birebir UEFA tarafından uygulanmıştı.
Rusya (2022): Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından FIFA, ikinci bir karara kadar Rusya’yı süresiz olarak tüm uluslararası turnuvalardan men etti. Bu karar, savaşın başlamasından yalnızca günler sonra alındı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, Rusya kararını “uluslararası hukukun ağır ihlali ve barış ilkelerinin korunması” gerekçesiyle açıkladı. Ancak aynı gerekçeler İsrail’in Gazze’deki eylemleri söz konusu olduğunda uluslararası hukuk tartışmalarının gündemine taşınmış olmasına rağmen benzer bir tutum benimsenmedi.

Çifte Standart Artık Saklanamıyor

İsrail’in Gazze işgalinde olduğu gibi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından tüm spor müsabakalarından süratle men edilmesi FIFA’ya olan tepkileri alevlendirdi. FIFA Başkanı Infantino ise “İsrail’e karşı hiçbir işlem yapılmayacak, FIFA jeopolitik sorunları çözemez” açıklamasını yaptı. Bu ifade, kurumun kendi tarihini inkâr eden bir açıklamadır; çünkü FIFA Güney Afrika’yı ve Yugoslavya’yı ve Rusya’yı men ederken de aynı “jeopolitik sorunlar” masadaydı.
Uluslararası Af Örgütü, FIFA ve UEFA’ya gönderdiği mektupta İsrail Futbol Federasyonu’nun üyeliğinin askıya alınmasını talep etti ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşimlerden gelen kulüpler uluslararası liglerde oynamaya devam ettiği sürece İsrail’in uluslararası turnuvalara katılımının durdurulması gerektiğini vurguladı.

İngiltere’deki İşçi Partisi milletvekili Zarah Sultana da Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin ardından uluslararası spor organizasyonlarından men edilirken aynı tutumun İsrail’e uygulanmamasını “küresel siyaset ve sporda çifte standart” olarak nitelendirdi.

Sonuç Olarak 190 bin dolar, bir Premier League oyuncusunun birkaç günlük maaşıdır. Bu rakamla FIFA, yüzlerce futbolcunun ve sayısız sivilin hayatını kaybettiği bir süreçte “ayrımcılığı cezalandırdığını” ilan etmiş olmaktadır. Bu, hem ahlaki hem de tarihsel açıdan tutarsız bir tablodur.
Sporun siyasetten tamamen bağımsız olamayacağını FIFA’nın kendisi onlarca yıl boyunca pratikte kanıtlamıştır. Apartheid Güney Africası sahaya çıkamadı. Saraybosna’yı bombalamasının ardından Yugoslavya’nın kapısına kilit vuruldu. Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın kapısı da aynı şekilde hızla kapandı. Tüm bu kararların ahlaki zemini varsa aynı zeminin bugün neden çalışmadığı sorusu, FIFA’nın önünde yanıtsız durmaya devam etmektedir.

Futbol gerçekten evrensel bir dilse, o dilin sözcükleri yalnızca bazı hayatlar için geçerli olamaz.​​​​​​​​​​​​​​​​